Sen kimsin dili

İnsanların birbiriyle ideolojik, dini, kültürel ilişkilerinde “sen kimsin dili” önemlidir. Bebeklikten itibaren büyükler tarafından yetiştirilen insanlar sen kimsin dili üzerine yetiştirilir.

Büyükler tabiriyle; anne, baba, çevre, eğitim kurumları ile devlet kastedilir. Devlet büyükler içinde en güçlüsü, en buyurganıdır. Eğitim kurumları, tarihi, ideolojisi ve yasalarıyla insanların yaşamında etkendir.

Konuyu şöyle de özetleyebiliriz. Dünyaya hiçbir şey bilmeden gelen insan, bebeklikten itibaren sırasıyla büyükleri tarafından düzene sokulur.

Düzen; devlet organizasyonunun adı olabileceği gibi, insanın, toplumların yaşam biçimi, aynı zamanda insanın yetiştirilme biçimidir. Her toplum bebeklerini büyütürken biçimlendirerek düzene sokar. İnsanın düzene sokulması, düzenin korunması için büyükler;“sen kimsin dilini”kullanır.

Sen kimsin dili, insanı, insanları, toplumları, hatta devletleri düzene sokabilmek için büyüklerin veya güçlülerin ürettikleri baskın, dayatmacı bir üsluptur.

Sen kimsin dilini uygulayanlar her zaman baskın olanlar değildir. Çoğu zaman sen kimsin dilini, düzene tabi olan zayıflar, güçsüzler de kullanır. Zayıflar güçsüzler kendilerini güçlü kılmak, tabi oldukları düzene sahip çıkmak için sen kimsin dilini kullanırlar. Zayıfların, güçsüzlerin aidiyet prensibi gereği kendilerini düzenden yana gösteren dil olarak, sen kimsin dili görevini sürdürür. Devlete, topluma, aileye sahip olmak, devletin bekası, toplumun barışı, aile bağlarının korunması adı altında yükselen dil de çoğunlukla sen kimsin dilidir. Her ne olursa olsun devlet varlığının sürdürülmesi, toplumda karışıklıkların yaşanmaması, ailelerin korunması için üretilen söylemlerin doğru, gerçekçi değerlere sahip olması gerekmez. Zaten bu tür birlikteliklerin doğru, gerçekler üzerine olmamasının neticesi olarak sen kimsin dili üretilir. Doğruların, gerçeklerin sorgulanması, tartışılması önemli değildir. Önemli olan doğrular, gerçekler üzerinde yürümeyenlerin sorgulanması, tartışılmasıdır. Bu nedenle, doğrular, gerçekler üzerine yürüdüğüne kani olamayanlar “sen kimsin dili” kullanarak; sorgulanmanın, tartışılmanın önüne geçer.

Mesela; küçük kardeş büyük kardeşine, “ablama söylerim”, “ağabeyime söylerim” “anneme söylerim” “babama söylerim” tehdidi ile baskılayamadığı veya engelleyemediği büyük kardeşine baskı uygular. Nedeni büyük kardeş küçüğü baskılamıştır. Küçük büyüğüne karşı daha büyükleriyle baskı kurmaya çalışır.

Toplumda da benzeri ilişkiler göze çarpar. Toplumda fikir, inanç, bilgi açısından güçsüz olanlar, karşılaştıkları baskın düşüncelere, bilgilere karşı “sen kimsin dilini” kullanırlar.

Mezhep tabisi;“sen kimsin dili” ile mezhep kurucularının arkasına sığınarak kendini güçlendirir.

Tarikat müridi;“sen kimsin dili” ile tarikat şeyhlerinin arkasına sığınarak kendilerini güçlendirir.

İdeolojik çatışmalarda, ideolojilerin müritleri “sen kimsin dili” ile devlet kurucularının, ideologlarının arkasına sığınarak kendilerini güçlendirir.

Böylece “Sen kimsin dili” kurulu düzenlerin dilidir.

Kurulu düzen; aile, çevre, eğitim kurumları, devlettir.

Kurulu düzen; felsefi, ideolojik, sosyolojik, sanatsal düşüncelerdir.

Kurulu düzen; dini, mezhebi, ırki, etnik kökenlerindir.

Kurulu düzen; atalardan gelen, baskın, insanların elini kolunu bağlayan, töreler, örfler, geleneklerdir.

Kurulu düzen; bilimsel bulgular, teoriler, tezler, hipotezlerdir.

Kurulu düzeni sorgulayan, tartışan her insan “sen kimsin diliyle” karşılaşır.

Kurulu düzeni, inceleyen, araştıran, tartışan her insan “sen kimsin diliyle” karşılaşır.

Kurulu düzenin sahipleri, taraftarları, kurulu düzen adına, kurulu düzene yönelmiş, sorgulamaya, tartışmaya karşılık muhataplarını, “sen kimsin dili” ile baskılayarak susturmaya çalışırlar.

Dolayısıyla sen kimsin dili, sorgulayan, tartışan insan aklına, muhakemesine yönelmiş insanı köleleştirme dilidir.

Gerçek peşindeki özgür insan, “sen kimsin dili” ile baskılanır. Baskılarla, aklın çalışmasının, sorgulamasının önüne geçilir. Bilgilerin, inançların tartışılması engellenir.

Bir bakıma “sen kimsin dili”, kurulu düzen tarafından insanın izole edilmesidir. İnsanın izole edilince sıradanlaşır. Her şeyi kabul noktasına gelir. Akıl çalışması durur. Muhakemesi kurulu düzenle uyumlu hale gelir. Böylece kurulu düzende insan varla yok arasındadır. Kurulu düzen içinde kimliğini, kişiliğini kaybeder. Birey bilincinin öne çıkarıldığı çağımızda, toplumsal yapılanmalar çerçevesinde birey; sen kimsin diliyle yok edilir.

Ülkemizde Kemalist ideolojiyle kullanılan “sen kimsin dili” insanı yok eder.

Batıda; liberalizmin kullandığı “sen kimsin dili” ile toplumun çoğunluğu silerek, güçlülerin hizmetine sunar.

Doğudaki aşiretler, kast sistemlerinin uyguladığı “sen kimsin dili” ile insanlar yok edilir.

Sen kimsin diline itiraz, insanın kurulu düzene aklıyla, muhakemesiyle, iradesiyle başkaldırısıdır. Düşünce planında oluşacak başkaldırılar, insanı kendisi yapar. İnsan düşüncedeki başkaldırısını eyleme dönüştürürse anarşist sayılır.

Anarşist; kurulu düzenlere eylemsel olarak başkaldırandır. Düşünce planında oluşan başkaldırmalar kurulu düzenler tarafından kabul edilmez. Zira eyleme dönüşemeyen başkaldırılar düzeni temelden tehdit etmez. Düzenin gücü düşüncedeki başkaldırıyı eyleme sokturmamış olur. Bu rağmen düşüncedeki başkaldırılara karşı sözlü tehditlerini savurur. “Böyle düşünenler var” tabiriyle, düşüncede başkaldırıya yönelmiş insanları, eyleme dönüştürmeden baskılamak ister. Toplumdaki diğer insanlara karşı onları jurnaller. Toplumun bu tür insanlardan uzak durmasını ister.

Kurulu düzene göre, anarşistler kurulu düzene karşı ihanet içindedirler. Bu yargı kurulu düzenlerin, düzenlerini sorgulayan, tartışanlara karşı kullandığı en büyük silahtır. Bu ihanetin nedenleri şu şekilde anlatılabilir.

Kurulu düzen aile ise; kişi ailesinin baskın yapısına karşı çıkarak, aile bağlarını koparmıştır.

Kurulu düzen çevre ise; kişi çevrenin “mahalle baskısına” karşı çıkarak, yaşadığı yerle bağını koparmıştır.

Kurulu düzen toplum ise; kişi toplumun tarihinden gelen kemikleşmiş örfleri, gelenekleri, adetleri ise, kişi tarihinden, örflerinden, geleneklerinden, adetlerinden bağını koparmıştır.

Kurulu düzen eğitim kurumları ise; kişi eğitim kurumlarının yönetimi, hocalarıyla diyalogunu koparmıştır.

Kurulu düzen devletse; kişi vatandaşlık görevlerini unutmuş, devletin ideolojisiyle, ilkeleriyle, yasalarıyla bağını koparmıştır.

Kurulu düzen, ideolojisi ise, kişi ideolojisini tartışmaya açmış, ideolojisine karşı güvenini yitirmiştir.

Kurulu düzen; dini, mezhebi ise, kişi dinini, mezhebini sorgulamaya alarak, kendisine öğretilen dinden, mezhepten ayrılmaya başlamıştır.

Böyle bir durumda, kurulu düzenden çıkar sağlayan herkes, kurulu düzene yönelmiş, sorgulama, tartışma eyleminden dolayı kendilerinin varlığına tehdit kabul eder.

Sorgulama, tartışma eyleme sokulmayarak düşüncede kalsa bile, kurulu düzenden çıkar sağlayanlar, bunu hissettiklerinde varlıklarına yönelmiş tehdit olarak algılarlar.

Onun için “yılanın başı küçükken ezilmelidir” anlayışıyla hareket ederek, hemen saldırıya geçerler.

“Sen kimsin ki bunları sorabiliyor, bu konuları tartışmaya açabiliyorsun?”

“Evet, evet sen kimsin ki, haddini bilmeden hareket ederek, dilini sarkıtıyorsun?”

Bu ifadelerin altında yatan suçlama, kurulu düzene yapılmış en ufak bir saldırının def edilmesi için kullanılan en kibar dildir. Ötesi, yasaların uygulanarak karşı çıkanların cezalandırılmasıdır. İnsanların yaşam özgürlüklerinin ellerinden alınmasıdır. Hain ilan edilerek toplumda yaşam imkânlarının kaldırılmasıdır. Sonuncusu da, bu tür düşünceleri yok etmek için insanların üzerlerine saldırılarak yok edilmesidir. Şimdi bu aşamaların kurulu düzenlerde nasıl gerçekleştiğine bakalım.

Aile kurumu “evlatlıktan ret ederek” aile kurumuna yönelmiş kişiyi kendinden uzaklaştırır. Aileden sağlayacağı bütün menfaatleri ortadan kaldırır.

Çevre kurumu “Şuna bak büyüdü, kendini bir şey zannediyor, aptalın teki, uzak durun ondan” diyerek kurumuna yönelmiş kişiyi çevreden soyutlar. Çevreyi kişiye yaşanmaz hale getirir.

Toplum kurumu “ne örf bilir ne adet, ne küçük bilir ne büyük, şımarığın, sapığın biri” diyerek, toplumsal kuruma yönelmiş kişiyi, toplumda sıfırlar. Genellikle toplumsal suçlama, “hain, meczup (deli), aklını yitirmiştir”

Devlet kurumu “kurulu düzenine yönelmiş kişiyi, hain, anarşist, suçlu” göstererek, ihanetinin, anarşisinin, suçunun cezasını, söylemleriyle, yasalarıyla, orantısız gücüyle kişiyi yok eder.

İdeolojik kurumlar “hain, dönek” tabirleriyle kurumlarının kurulu düzenine karşı çıkanları, kendilerinden uzaklaştırarak cezalandırır. İhanetin cezası genellikle ölümdür.

Din kurumunun savunucuları “dinsiz, sapık, müşrik, sapık” diyerek, kurumlarını tartışan, sorgulayan kişileri susturur. Sorgulamaya yönelmişleri “şeytanın askerleri” olarak ilan eder. “Sana bunları şeytan söyletiyor” söylemi genellikle muhafazakâr dindarların söylemidir.

Mezhebi kurumlar “mezhepsiz” diyerek, mezhepsiz olmayı dinden çıkmak sayarlar. Böylece mezhebi anlayışlara sorgulama getirenleri dışlayarak yok etmeye çalışırlar.

Bilimsel kurumlar, “gerici yobaz” damgasını yapıştırarak, bilimsel bulgularına, teorilerine, tez ve antitezlerine sorgulama getiren insanları ötekileştirirler.

Konunun özünde, baskın kurulu düzenlerin, kendilerine yönelmiş, sorgulama, inceleme, tartışma eğilimlerine karşı tutumları aynıdır. Aynılığın özleri şöyle özetleyebiliriz.

Kurulu düzenden yana olup, karşı çıkanları baskılayan, suçlayan kişiler kendi aklıyla, muhakemesiyle, özgür iradesiyle kurulu düzenin dayandığı bilgileri, ilkeleri kabul etmemişlerdir. Onların öğretileri ezberci bir eğitim sonucudur. Aile, çevre, okul, düzen ezberci eğitim düzeniyle insanları yetiştirmiştir. Aile içinde sorgulayamama, okulda sorgulayamama, çevrede sorgulayamama, devleti sorgulayamama, ezberci eğitimin sonucudur. Bu eğitimle insanlar kurulu düzenlerin robotu olarak yetiştirilirler. Kurulu düzenlerin robotu olarak yetişenlerin, yetiştirme biçimine, mantığına, aklına karşı çıkmaları imkânsız hale gelir.

Böylece; özgürlükleri savunan dine rağmen, baskıcı bir dine inanmak…

Böylece; özgürlükleri savunan ideolojilere rağmen, baskıcı bir ideolojiyi savunmak

Böylece; anayasal ilkelerde insan özgürlükleri esas alınmasına rağmen, devletin otoriter gücünü savunmak

Böylece; bilimsel gerçeklere rağmen, bilim adına üretilen teori, tez ve antitezleri bilimsel gerçekleri diye savunmak.

Böylece;“mezhepler insanların hür iradeleriyle ayetlerin olmadığı konularda görüş bildirmesidir” olmasına rağmen, insanların görüşlerini sorgulanamaz, tartışılamaz kılmak.

Böylece;“aile içinde çocukların geleceği, onların kendi başlarına hareket edebilme yeteneğinin kazandırılmasıdır” olmasına rağmen, annelerin, babaların sorgusuz egemenliğini savunmak,

Normal hale gelir. Annendir, babandır, ağabeyindir, ablandır, örftür, gelenektir, dindir, mezheptir, devlettir, devletin kurucusudur, kahramandır, âlimdir, bilgedir, bilim adamıdır, fikir adamıdır gibi olgularla, insanlar önüne, insan aklının, muhakemesinin, özgür iradesinin köleleştirilmesine yönelik kalıplar, duvarlar oluşturulur. Her birey, bu kalıplarla yetiştirilerek, “ağacın yaşken eğilmesi” gibi, kurulu düzenlere göre eğilip bükülür. Yetiştirdikleri insan artık onların kalıplarına, inançlarına, ilkelerine, yasalarına göre hareket etmek zorundadır.

– Her kurulu düzen, etrafında çıkarcı grubu oluşturur. Çıkarcı grubun sosyolojik tanımı burjuvadır. Allah çıkarcı grubunu, “Hamanlar, Karunlar, büyücüler (sihirbazlar)” olarak tanımlar. Bu tanımlar günümüz terminolojisinde, Hamanlar = din adamları, eğitim kurumları sınıfını, Karunlar = zenginleri (kapitalistleri), büyücüler (sihirbazlar) = bilim adamları, fikir adamları, medya grubunu temsil ederler. Siyasi erk, yani devlet bu sınıflar üzerine kurulur. Aynı zamanda toplum içinde varlığını sürdüren bütün kurulu düzenler de aynı sınıflardan oluşur. İdeolojiler, dinler, mezhepler, bugünkü sivil toplum kuruluşları, kurulu düzen sınıfından olarak, bünyesinde hamanları, Karunları, büyücüleri bulundururlar. Bu sınıflar kurulu düzenlerin gücünden çıkar sağlayarak kurulu düzeni, fikri, maddi, manevi olarak desteklerler. Günümüzün bütün kurulu düzenlerinde de, bu sınıflar isimleri değişik olsa da vardır. Kurulu düzenler haksızlık, zulüm üzerine yürüse de, sınıflar çıkarlarını korumak için, kurulu düzenin hak ve adalet içinde olduğunun ispatına çalışırlar. Bir bakıma bu sınıflar çıkarları için, kurulu düzenlere karşı sorgulama, tartışma başlatanlara karşı, kurulu düzenlerin mantığını, muhakemesini topluma ikna etmeye çalışırlar.

Din adamları dinden,

Mezhep taraftarları mezheplerden,

Tarikat şeyhleri, müritleri, tarikatlardan,

Öğretmenler, doçentler, profesörler eğitim kurumlarından,

Anneler, babalar, ağabeyler, ablalar, ailevi değerlerden

Toplum, örflerden, geleneklerden

Politikacılar, bürokratlar, burjuva sınıfı devletten, devletin yasalarından

Suçlular, devlet içindeki dışındaki mafya, çeteler, rüşvet, iltimas, kanunların açıklarından yararlanmak, istedikleri kanunları politikacılara çıkarttırmak, yargısal takipleri istedikleri yönde maniple etmekten

Büyük çıkar sağlar? Bugün, topluma çıkıp bir anket yaparak deseniz ki, en çok rüşvet hangi kurumlarda vardır? Haksız kazanç hangi kurumlarda vardır? Devlet bütün gücüne rağmen toplumdaki, uyuşturucu, beyaz kadın ticareti, soygun, talan, hırsızlık yapanlara karşı neden etkisizdir, neden bunları engelleyememektedir?

Genellikle cevabını gülerek alırsınız. Gülümsemenin altında yatan öz, “kurulu düzen budur” Bu düzen “böyle kurulmuş böyle gider”anlayışıdır. Birisi çıksa ve dese ki, “bu düzen bozulmalıdır, bu düzen böyle gitmez, gitmemeli, gitmeyecek” Hemen düzenden çıkar sağlayanlar bağırmaya başlar. “Vatan haini bu, anarşist bu, kim ki, düzene laf söylüyor. Bu düzen nasıl kuruldu, hangi emeklerle kuruldu biliyor mu? Böyle düşünenler haindir. Onlar vatanı başkalarına satanlardır” Sesleri, medyada, siyasilerin dilinde, kurumların tepesinde, toplumda yükselmeye başlar. Amaç kurulu düzenin asla bozulmamasıdır. Zira kurulu düzen, bizler farkında olmayabiliriz ama sadece çıkar üzerine kuruludur. KURULU DÜZENİN İDEOLOJİİSİ, İLKELERİ, DİNİ, İMANI ÇIKARDIR.

Dolayısıyla “sen kimsin dili” çıkarcıların dilidir. Çıkarcılar “sen kimsin dili” ile kurulu düzenlerine yapılacak her türlü sorgulama, inceleme, tartışmaya karşılık hazır ve nazır beklerler.

“Sen kimsin” suçlamasıyla muhatap olmak, iki şeye karşı çıkmaktır. Birincisi, kurulu düzenin robotluğuna, ikincisi, kurulu düzenden çıkar sağlayanlara. Çıkar düzenine karşı çıkabilmek zordur. Bunu yapabilmenin yolu kolay değildir. Çünkü her düzen kendine robotlar “müminler” yetiştirerek, rahatça insanlar üzerindeki egemenliğini sürdürür. Düzenden çıkar sağlayanlar, çıkarlarına asla taş konulsun istemez. Bir tarafta alın teriyle, helal yoldan, hak yoldan emeğinin karşılığını alanlar varken, onlar bir avuç zümre (burjuva), katlayarak kazanmaya, rahatça yaşamaya alışmışlardır. Kazançlarına yapılacak her türlü müdahaleyi en şiddetli şekilde cezalandırma yoluna giderler. Bastırmanın yolu “sen kimsin” ile başlar, suçlama cezalandırmayla devam eder. Onlar için nihai çözüm yok etmektir. Yani kendilerine karşı çıkanları yasa ve yasa dışı öldürmektir. Yasa yoluyla, iftira ve türlü oyunlarla, suçlamalarla insanın hayatını yok eder. Yasa dışı yolla, cezaevlerinde, dışarıda, adamlarına öldürtürler. “Kim vurdu” noktasına getirerek sorunu çözerler.

Onun için “sen kimsin” suçlamasıyla karşılaşacak olanların her şeyi göğüsleme noktasında bilgili, bilinçli olmaları gerekir. Zira insanın özgürlüğü, çıkarcı özgürlükler önündeki en büyük engeldir. O nedenle çıkarcı özgürlükleri peşinde olanlar asla insanın özgürlüğüne razı olmazlar. Çıkarcı özgürlüklerinin peşinde olanlar her zaman, özgürlük, barış dilini kullanırlar. Onların özgürlük, barış dili, sadece kendilerine sağlanacak özgürlük, barıştır. Çıkarları peşinde rahatça yürüyebilme özgürlüğü isterler. Çıkarlarını sağlayacak barışçı ortamın sağlanmasına çalışırlar. Üzerlerinden çıkar sağladıkları insanların, toplumların özgürlüğü, barışı onları hiç mi hiç ilgilendirmez. Böylece sen kimsin dilini kullananlar, toplum üzerinde egemenlik kurarak, kendilerini birinci sınıf insan kabul edenlerdir.

İnsan özgürlüğü bazı temellere dayanır. Bunlar, aklın, muhakemenin, iradenin, bilginin, inancın özgürlüğüdür.

Akıl, kendisine öğretilen inancı, bilgiyi, ilkeleri, ideolojileri sorgulayabilme özelliğine kavuştuğunda özgürdür. Aklın sorgulayamadığı, tartışamadığı her şey dogmalaşmış, akıl önüne duvarlar örülmüştür. Allah gönderdiği peygamberler aracılığıyla insanlara aklın özgürleşmesini öğretir. Akıl dünyadaki tüm insanlara, bilgilere, inançlara, ideolojilere karşı özgürleşmelidir. Allah ayetlerinde insana “akıl etmeyi” öğretir. Akıl etmek, aklı kullanmaktan farklıdır. Akıl etmek; her konuda, her sonuçta, daha doğrusunun, daha iyisinin olabileceğine inanmak, ulaşılan noktayı geçici olarak kabul etmektir. Zira her akıl; kültür, bilgi, inanç doğrultusunda çalışır. Her aklın kendi seviyesi vardır. Seviye sadece biyolojik değildir. Seviye aynı zamanda, kültüre, inanca, bilgiye, ideolojiye bağlıdır. Bu nedenle her akıl; bulunduğu seviyede herhangi bir hüküm ürettiğinde, Allah’ın sözünü tutarak, yani akıl ederek, daha iyisinin olabileceğini kabullenir. Bunu kabul eden akıl, faaliyetini sürdürür. Böylece akıl “ulaştığım sonuç budur, ama bu sonuç kesindir.” Demez.Böylece, Allah’ı dinleyen akıl; statik akıl değil, aktif akıldır. Sürekli çalışır. Kurulu düzenler statik akıl isterler. Statik aklın kurallarını insanlara öğretirler. Felsefi görüşler, ideolojiler, dini kurumlar, mezhebi kurumlar, devlet düzenlerinin eğitim kurumları, örfler, adetler, aile bağları sürekli statik aklı üretirler. Statik akıl, ürettiğini sorgulayamayan, tartışamayan akıldır.

Allah’ın gönderdiği ayetlere baktığımızda, akıl etmeyi isteyen Allah, statik aklı eleştirir. Sorgulamayan, tartışamayan aklı kabul etmez. Bu nedenle, kendini, ayetlerini, ortaya koyduğu gerçekleri tartışmaya açar. Kurulu düzenleri tartışmaya açar. Allah’ın ayetlerine iman eden, dinini ayetlere göre oluşturan Müslümanlar asla statik akla razı olmazlar. Ayetlerin özü dikkatle izlenirse, Allah’ın ehli kitap tanımı, aktif, sürekli akıl eden aklın, statik akla dönüşerek, Allah adına, din adına baskın, sorgulanamayan, tartışılamayan din üretmesidir. Muhammed Resuleayetler gönderilirken, ayetlerde ehli kitap olarak belirtilen Yahudiler, Hıristiyanlar, Musa ve İsa adına, sorgulanamaz, tartışılamaz din üretmişlerdir. Ürettikleri din kurulu düzen haline gelmiş, müritlerine, karşı çıkanlara“sen kimsin dilini” kullanmışlardır. Kaldı ki; Muhammed Resul tebliğ faaliyetini sürdürürken kitap ehli olan Yahudiler, Hristiyanlar sen kimsin dilini kullanmışlardır.

Muhakeme insanda mantık oluşturur. Allah yaratılışın, insanın dünyadaki yaşamının mantığını insanlara öğretir. Bu mantığın temeli, insanın yaratılmış olarak, diğer yaratılmış varlıklardan herhangi bir üstünlüğünün olmadığıdır. Allah her varlığa yaratılışında bir yapı, bu yapıya göre de bir görev vermiştir. İnsan bu yapısına göre hareket etmelidir. Yapıya göre hareket etmemek, yaratılmış olanın, ya tanrılığa oynaması, ya da şeytanlaşmasıdır. Tanrılığa oynamak, yaratılmış varlıklar üzerinde hak iddia etmektir. İnsanın varlıklar üzerinde iddia ettiği haklar, sahiplenme, eğitme, yönetme, cezalandırma haklarıdır. Allah’a göre, hiçbir insanın, yaratığı varlıklara sahiplenme, onları eğitme, yönetme, cezalandırma yetkisi yoktur. Özellikle insanların insanlara sahiplenme (köle kılma), eğitme (biçimlendirme), yönetme (üzerlerine hâkimiyet kurma), cezalandırma (yasayla veya yasa dışı) hakları yoktur. Her insan diğeriyle eşittir. Bu eşitliği bozarak, insanlara sahiplenen, onları biçimlendiren, yöneten, cezalandıran insanlar yaratılış mantığının dışına çıkmışlardır. Bu çıkışları; ister inançları adına, ister ideolojileri adına, ister çıkarları adına, ister benlikleri adına olsun, Allah tarafından kabul edilmez. Tarihteki Resullerin mücadele ettiği, nemrut, Firavun, Sezar veya atalar dini çerçevesindeki putperestlerin mantığı; insanları köleleştirme, biçimlendirme, yönetme, cezalandırmadır. Ayetlerinin temel mantığı; insana, “ey insan, hiçbir varlık seni köleleştiremez, biçimlendiremez, yönetemez, cezalandıramaz”demektedir. Kula kul olmakla özetlenen bu yapılanma “insan ancak Allah’ın kuludur” özüyle ret edilmiştir. İnsan, yaratıcıdan aldığı bu bilgiyle, bilinçle, insanlara karşı özgürlüğünü ilan eder. Hâlbuki insanların ürettiği dinler, mezhepler, ideolojiler, felsefeler insanları insanlara kulluğa çağırırlar. Bu kulluğun ana ilkesi, “sen kimsin dilidir” Din üretenler, din adına hüküm üreten, âlimler, müçtehitler, fetvacılar karşısında insan “sen kimsin” olur. Mezhep kurucusu, savunucuları karşısında insan “sen kimsin” olur. İdeoloji üreten, ideolojileri savunanlar karşısında insan “sen kimsin” olur. Aile büyükleri, aile kuralları karşısında insan “sen kimsin, daha dünkü çocuksun” olur. Toplumdaki örfler, adetler, gelenekler karşısında insan “sen kimsin” olur. Bilim adamları, bilimsel bulgu ve teoriler karşısında insan “sen kimsin” olur. Devlet düzeni karşısında insan “sen kimsin” olur. Onun için “sen kimsin” dilini kullananlara insanların dikkat etmesi gerekir. Sen kimsin dilini kullananlar, insanı kendilerine köle almak ister.

“sen kimsin dilinin” ürettiği, tarihi kahramanlar, âlimler, şeyhler, imamlar, ideologlar, siyasi liderler, önü alınmaz zenginler, üstün burjuva, medya grubu, bürokratlar, profesörler, doçentler, yazarlar, şairler, fikir adamları, tarihçiler, meddahlar, sanatçılar, provokatörler vardır. Bunların söylemlerine karşı sorgulama getirdiğinizde, karşı çıktığınızda tıpkı “Bremen mızıkacıları” gibi hep bir ağızdan “sen kimsin” diye söze başlarlar. Arkasından tarihi kahramanlara, âlimlere, şeyhlere ideologlara, kendilerine verilen haklara “vefasızlıkla, ihanetle” suçlar. Devam edersen, tehdide yönelirler. Tehditlerin arkası ise yasal, yasa dışı cezalandırmalara dönüşür.

Çünkü onların “sen kimsin” dili kendilerinin varlık mücadelesinin göstergesidir. Çünkü onlara “sen kimsin” sorusunu sorduracak kişi, varlıklarının temeline, akıllı, mantıklı bir sorgulama koymuş, varlıklarını tartışmaya açmıştır.

İnsan iradesinin özgürleşmesi, önce aklın, sonra muhakemesinin özgürleşmesinden geçer. İnsan hayatı ne yazık ki büyük bir imtihandır. Nedeni, bebekken dünyaya gelen insan, hiçbir gücü yokken sen kimsin dilini kullananlar tarafından yetiştirilir, büyütülür, insan olarak hayata hazırlanır. İnsan hayata hazırlanırken, hayattayken tek şey görür, aklının, muhakemesinin, iradesinin önünde “sen kimsin dili” vardır. İnsan “sen kimsin dilini” gördüğü anda, ya geri çekilir, ya da ileriye gider.

İnsanın geri çekilmesi, topluma hâkim olan dinde, mezhepte, ırkta, adetlerde, örfte, ideolojide, devletin ilkesinde, yasalarında kalmaktır.

İnsanın ileri gitmesi ise, dinsizliği, mezhepsizliği, sapkınlığı, anarşistliği, vatan hainliğini kabul etmektir. Tabi asılda insan gerçeğinde, ne dinsizdir, ne mezhepsizdir, ne anarşisttir, ne sapkındır. İnsan gerçeğinde kendini bulmuş, inanıyorsa kendi inancına ulaşmış. Hayatını kendi görüşlerine (mezhebine) göre oluşturmayı göze almış. Çıkara endeksli kurulu düzenlere karşı çıkmıştır. Onların yolundan saparak, hakkın, gerçeğin peşine düşmüştür.

Onun için kendi, inancını, yolunu bulanları “sen kimsin dili” asla sevmez. Sen kimsin dilini kullananların suçlaması da kendi yolunu bulanları ilgilendirmez.

Hayatın en önemli gerçeği, Allah ayetlerini, sen kimsin dilini kullanan insanlara göndermiştir. Üstelik Allah ayetlerini “sen kimsin dilini” kullananlara gönderirken, “ben yaratıcıyım siz kimsiniz” demiş. Onları “haddini bilmezlikle, yaratılış sınırlarını aşmakla suçlamıştır” Onları “insan olmaya, haddini bilmeye, yaratıcıyı bilmeye çağırmıştır”

Bu özün arkasından, Allah yaratıcı olarak, bilginin, gerçeğin kendisine ait olduğunu, insanlara dilediği kadar gerçekten haberler verdiğini belirtmiştir. İnsansa, dünyada gerçek peşinde koşan, bulduklarını gerçek zanneden, ama yaratılışın gerçeğini bulamayandır. İnsan yaratılışın gerçeğine kavuşabilmesi için, gözünü, gönlünü, kulaklarını Allah’tan gelen ayetlere açması, “sen kimsin diline” kapatması gerekir.

Her zaman, “sen kimsin dilinin”, bir tanrısı, bir de kurulu düzeni (dini) mevcuttur.

İnsanlar neleri sorgulayamıyor, neleri tartışamıyorsa, sorgulayamadıkları, tartışamadıkları insansa onlar tanrılığa yükseltilmiştir. Sorgulayamadıkları, tartışamadıkları kurulu düzenler ise, o düzenler ister ideolojik düzen, ister tarihsel olgular, ister örfler, ister adetler, ister dinler, ister mezhepler, ister kurumlar, kuruluşlar olsun, hepsi Allah’ın dinine (düzenine) karşı din (düzen) olarak üretilmiştir. Allah ayetlerinde bu özü bütün ayrıntılarıyla açıklamıştır.

Nemrut’u tanrılaştıran düşünce, Nemrut’u tartışılmaz, sorgulanamaz kılarak tanrılaştırırken, Nemrut’un düzenini din edinmişdir.

Mekke’de putperestler; tarihlerinden gelen insanların putlarını Kâbe’ye yerleştirip, onları sorgulanamaz, tartışılmaz kılarak tanrılaştırırken, atalarının yasalarına(örflerine, adetlerine)din demiştir.

Firavunu tanrılaştıran düşünce, Firavunları tartışılmaz, sorgulanamaz kılarken, Firavunların yasalarını din haline getirmişlerdir.

Bugün insanlar, neyi, hangi insanı, insanları tartışılmaz, sorgulanamaz kılıyorlarsa onları Tanrılaştırmışlar. Onların ilkelerini yasalarını din haline getirmişlerdir.

İnsan bilmelidir ki, Allah’tan başka herkes, her insan yaratılmıştır. Yaratılanlar, inançlarıyla, düşünceleriyle, ilkeleriyle, yasalarıyla tartışılabilir, sorgulanabilir. Buna inanmak özgürlüktür. Bunu yapmak insanların uydurduğu yalanlardan gerçeklere, yani İslam’a inanmaktır.

Ne yazık ki, bugün de, dün olduğu gibi insanlar Allah adına Yahudiliği, Hıristiyanlığı, Museviliği ve daha birçok dini ürettikleri gibi, İslam adına da, İslam olmayan Müslümanlık veya Muhammed’ilik üreterek, müminleri olmuşlardır.

Ne yazık ki, bugün de, dün olduğu gibi insanlar bazı insanları, kahramanları, fikir adamları, ideologları, sorgulanamaz, tartışılmaz hale getirerek onları tanrılaştırmışlar, onların inançlarını, ilkelerini, yasalarını din haline getirmişlerdir.

Gerçekten özgürlüğüne sahip çıkmak isteyenler, Allah adına uydurulan, insanlar adına uydurulan dinleri terk ederek, sadece Allah’a inanmaları, Allah’ın ayetlerinden oluşan dini kabul etmeleri gerekir. Aksi ise, aklın akla, insanın insana köleliğinden ibarettir. Bu kölelik “sen kimsin” diliyle zincirlenir.

 

 

 

Mehmet ÇOBAN

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir