MİLLİ KÜLTÜRÜMÜZÜN ANA DİREĞİ GÜZEL TÜRKÇEMİZ…

Sosyologlara göre, insanın anatomik yapısıyla, toplumun sosyal yapısı birbirine çok benzer. Şöyle ki; insanda değişen ve değişmeyen uzuvlar olduğu gibi, toplumlarda da değişen ve asla değiştirilemeyen değerler vardır.

Mesela, toplumlarda daima değişen gelenekler var, moda müeyyideleri var. Zamanla yer değiştiren, güzel olan örfler var. İnsanın anatomik yapısı da aynen devamlı değişikliğe uğrar. Çocukluğundan ölümüne kadar bedende daima değişikliğe uğrayan uzuvlar ve değiştirilen önemli aksamlar var. Ancaaak;

İnsandaki bunca değişen aksamların yanı sıra, asla değişmeyen ve de asla değiştirilemeyecek aksamlar var ki, bunlar, “beyin ve omurilik tır.” İnsan vücudunda saklı sinir sistemi dediğimiz haber alma cihazları vardır. Bunlar aldıkları bilgileri, omurilik aracılığıyla, beyne aktarır. Beyinde organizmayı harekete geçirir. Bunlar asla değişmez, değiştirilemez Bedendeki bu iki değeri değiştirmeye kalktığınız zaman, bedeni ya öldürürsünüz ya da felç edersiniz.

Toplumlarda da asla değiştirilemeyecek değerler vardır. Bunlar da “dil ve dindir.” Dil nesiller arasında bir köprü olduğu gibi, Din de toplumun ana dinamizmini oluşturan en önemli ana ilham kaynağıdır. Toplumlarda da dil ve dini değerleri değiştiremezsiniz. Değiştirmeye kalktığınız zaman, tıpkı beyin ve omurilikte olduğu gibi, o toplumu ya felç edersiniz ya da öldürürsünüz. Bu toplumların ölümüne de “Orta kıyamet” diyoruz.  Bu anlatılanlar doğrultusuna denilir ki, toplumların omuriliği dili, toplumların beyni de dinleridir. Merhum Prof. Dr. Erol Güngör hocamız “Kültür Değişimi ve Milliyetçilik” adlı eserinde der ki, aynı inançla ve aynı kültürle 40 yaşına gelen bir insanı, ani olarak, din ve kültür değişimine iterseniz, o insan daki organizma anında durabilir. O halde dil ve din toplumların devamı için iki ana vazgeçilmezdir. Hangisi daha önemlidir sorusuna büyük dil üstadımız Yavuz Bülent BAKİLER şöyle cevap vermişti; “Dilini iyi bilmeyen, dinini anlatamaz” bu nedenle, toplumumuzun sağlıklı idamesi için Güzel Türkçemizi yaşamalıyız ve de yaşatmalıyız.

İkinci Cihan savaşının ardından, ABD Japonya’dan birçok istekte bulunur. Japonya hepsini kabul eder. Sonuncu olarak ABD Japonya dan  alfabelerini de değiştirip, Latin alfabesine geçmelerini isteyince, Japon heyeti bir anda ayağa fırlarlar. Japon heyet başkanı der ki, kaybedecek hiçbir şeyimiz yok. Şayet milyonda bir yenide doğuş şansımız varsa, biz bunu kendi kültürümüzle yapacağız. Alfabemizdeki çizgilerde Japon kültürü yatar.

Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesini oluşturan İstiklal marşımızın birçok kıtasını, yaşayan neslimiz anlamıyorsa, demektir ki, toplumun omuriliği hasta ve toplumumuz felç olma durumuyla karşı karşıyadır. Oysaki bizim dilimiz -Güzel Türkçemiz- dünya dilleri arasında en mükemmel bir yere sahiptir. Birçok dillerin kelimelerinde erkeklik ve dişilik olduğu halde, Güzel Türkçemizde erklik ve dişilik ayrımı yoktur. Bu da bizim, cinsiyetler arasındaki adilane olan toplum yapımızı gösterir.

Felsefe tarihinin ikinci muallimi kabul edilen büyük felsefecimiz Farabi, eserlerini Türkçe değil de, Arapça yazmıştı. “Niçin” sorusuna ise yetersiz bir cevap vermişti. Demişti ki, Arapça zengin bir dildir, Türkçe zengin değildir. Felsefi düşünceleri anlatımda dilimiz yetersizdir. Bu nedenle eserlerimi Arapça yazdım. Farabi’ ye cevaben, Kaşgarlı MAHMUT, Türk dilinin zenginliğini ispat etmek amacıyla, Türk kültür hayatının klasiklerinden olan, DİVANÜ LUGAT-İT-TÜRK isimli eserini vücuda getirmişti. O halde, güzel Türkçemizi korumak, münevverlerimiz ve halkımız için bir varoluş ve namus borcudur.

Mehmet YAZICI

 

Mehmet Yazıcı

İlahiyatçı, Yazar Türk Ocakları İzmir İl Sekreteri Yazarlar Birliği İzmir il üyesi

About Mehmet Yazıcı

İlahiyatçı, Yazar Türk Ocakları İzmir İl Sekreteri Yazarlar Birliği İzmir il üyesi

View all posts by Mehmet Yazıcı →